Custom Rich-Text Page
ŞER’İYYE SİCİLLERİNE GÖRE XVIII. YÜZYILIN SONLARINDA DENİZLİ
Tanju DEMİR·
Bu Makale "Uluslarasi Denizli ve Çevresi Sempozyumu Bildirileri" kitabinda yayimlanmistir. Kaynak gosterilmeden kullanilamaz.
Giriş:
Bilindiği gibi kentler, toplumların sosyo-ekonomik ve kültürel yapılarının belirlendiği, biçim aldığı yerleşim merkezleridir. Bu merkezlerdeki yaşama birimini belirleyen ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri izleyerek devletin gerçek yapısını ortaya koymak mümkündür. Ancak her kent için buna izin verecek yeterli kaynakların bulunduğunu söylemek zordur. Bunların içerisinde Denizli de yer almaktadır. İlk çağlardan günümüze çeşitli adlar altında, bazen yıkılıp yeniden kurularak varlığını sürdürmeyi başarmış bu kent tipik bir tarım şehri olmaktan ziyâde bazı başka değerlere sahip oluşuyla diğer Anadolu kentlerinden ayrılır. Biz bu çalışmamızda Denizli'nin sahip olduğu değerleri, farklılıkları şer’iyye sicillerinden yararlanarak ortaya koymaya çalışacağız. Osmanlı kentlerinin tarihi yazılırken vazgeçilmez bir kaynak olan şer’iyye sicilleri ne yazık ki, bir çok Batı Anadolu kentinde olduğu gibi Denizli için de kısıtlı bir dönemi yansıtabilmektedir. Maalesef kente ait şer’iyye sicilerinin tamamı günümüze ulaşamamıştır. Afyon müzesinden Ankara Milli Kütüphane’ye ulaşabilen ve 1775 yılından başlayan kayıtları ihtiva eden bu sicillerden ilk dört adedi XVIII yüzyılın sonları ile XIX. Yüzyılın başlarına aittirler. Bu tarihler ise Yuzo Nagata’nın da belirttiği gibi Anadolu’da âyanlığın yükseldiği ve pek çok davanın voyvodalar tarafından halledildiği bir dönemi kapsamaktadır.[1] Bu nedenle, örneğin XVI ve XVII. Yüzyıl Manisa Şer’iyye Sicillerinde takip edebildiğimiz içerik zenginliğini Denizli Şer’iyye sicillerinde görmek zordur. Gerçi aynı tarihlerde Manisa sicillerinde de bu zenginlik azalmıştır. Davaların pek çoğu voyvoda konaklarında görülür olmuştur.[2] Ayrıca ardı ardına gelen savaşların ekonomik, sosyal, askerî etkileri, kentin olağan dönemlerdeki durumunun anlaşılmasını güçleştirmektedir. Ancak, herşeye rağmen siciller, Denizli’yi ve XVIII. Yüzyıl sonlarındaki Batı Anadolu’yu anlamamıza yardım edecek çok önemli bilgiler barındırmaktadırlar. Bu bilgilerden yararlanarak bazı başlıklar altında Denizli’nin XVIII. Yüzyıl sonlarındaki panaromasını aktarmaya çalışacağız.
1- İdarî Yapı
Anadolu Eyâleti’nin merkezi Kütahya Sancağı’na 1451’de bağlanan Denizli Kazası, XVI ve XVII y.y.’lada, Nahiye-i Lazıkıyye (merkez). Nahiye-i İbsili, Nahiye-i Kaş-Yenice ve Nahiye-i Aydos olmak üzere dört nahiyeden oluşmaktaydı[3]
Lazıkıyye merkez nahiyesi, aşağı yukarı bu günkü Denizli merkez ilçesi sınırlarında, İbsili, Buldan ve Güney’in bulunduğu bölgede, Aydos ise Buldan ve Güney’in kuzeyinde, Uşak iline bağlı Ulubey, Eşme ve Alaşehir’in güneyinde batıda Kiraz yakınlarına kadar uzanan bir sahayı kapsıyordu[4]
Bu Nahiyeler XVII. y.y.’da kaza haline getirilerek, İbsili Nahiyesi EZİNE, Kaş-Yenice Nahiyesi ÇARŞAMBA adını almıştır. Aydos ise daha XVI. y.y.’da GÖK-ÖYÜK Kazası adıyla anılmaya başlanmıştır.[5]
Adı geçen kazalara HONAZ’da katılınca sayıları beşe yükselmiştir. XVIII. y.y. sonlarında, Avarız ve Bedel-i Nüzul, İmdâd-ı Seferiye ve Hazeriye vergileri ile ilgili belgelerde zaman zaman Buldan adının geçtiği de görülmektedir[6]
Denizli Şer’iye Sicillerinde yer alan tevzi defterlerinde, şehrin yıllık masraflarına ve vergilerine katkıda bulunan 26 adet köy kaydedilmiştir. Bu köyler, ödedikleri vergi miktarları ile birlikte Tablo I de verilmiştir.
TABLO I: ÖDEDİKLERİ VERGİ MİKTARINA GÖRE DENİZLİ KÖYLERİ
KÖY ADI | 1778 | 1780 | 1783 | 1787 | 1796 | 1797 | Yıllar Top. Guruş |
KARCI | 3811,5 | 3258 | 4532 | 5010 | 5863 | 6067 | 28541,5 |
GERZELE | 2917 | 2535 | 3676 | 3744 | 3804 | 3907 | 20583 |
ÇAKMAK | 1785 | 1603 | 2113 | 2478 | 3099 | 3238 | 14318 |
KARAHASANLI[7] | 1253 | 781 | 905 | 1025 | 1718 | 1776 | 7458 |
MANASTIR | 1905 | 1851 | 2318 | 2552 | 3547 | 3625 | 15878 |
KINIKLI | 1253 | 1075 | 1905 | 1025 | 1410 | 1449 | 7117 |
KARAMAN | 721,5 | 594 | 825 | 983 | 693 | 711 | 4527,5 |
KAŞIKÇI | 520,5 | 589 | 825 | 941 | 478 | 710 | 4063,5 |
KETHÜDA | 721,5 | 594 | 905 | 1025 | 1096 | 1129 | 5470,5 |
ŞEMİKLER | 721,5 | 781 | 905 | 1025 | 1413 | 1449 | 6224,5 |
GÖVEÇLİK | 764,5 | 632 | 995 | 1115 | 1161 | 1184 | 5848,5 |
HACI EYYÜBLÜ | 764,5 | 632 | 995 | 1115 | 1161 | 1184 | 5848,5 |
BAĞBAŞI | 418,5 | 360 | 457 | 567 | 637 | 674 | 3113,5 |
TEKKE | 175 | 151 | 195 | 220 | 306 | 328 | 1375 |
ESKİHİSAR | 165 | 141 | 194 | 194 | 90 | 125 | 909 |
KEBİR | 165 | 141 | 170 | 200 | 249 | 283 | 1208 |
KURUDERE | 234 | 201 | 282 | 322 | 690 | 604 | 2333 |
AKÇALAR | 143 | 121 | 175 | 195 | - | 634 | |
Saruhan | 208 | 186 | 249 | 293 | 398 | 393 | 1727 |
KAYIHAN | 403 | 345 | 493 | 541 | 610 | 668 | 3060,5 |
GONCA ALİ | 154 | 131 | 187 | 214 | 280 | 290 | 1258 |
ZEYTÜN | 202 | 179 | 239 | 285 | 430 | 420 | 1755 |
YALNIZDERE | 257 | 231 | 308 | 178 | - | 177 | 1151 |
ŞAMLI SAGİR | 144 | 123 | 133 | 89 | - | 120 | 609 |
ZEKERİYA | 144 | 132 | 145 | 134 | 120 | 132 | 807 |
BEKİRLİ | 20 | 19 | 24 | 28 | 34 | 33 | 158 |
Karcı köyünün birinci sırada yer aldığını gördüğümüz bu tabloda hissesine en az vergi düşen köy de Bekirli’dir. Karcı, günümüzde Başkarcı adını almıştır. Gelir kaynakları arasında ceviz ağacından yapılan dokuma tezgâhları bulunur ki, Denizli el dokumacılığı yüzyıllarca bu tezgâhlarda üretilen kumaşlarıyla ün salmıştır[8]
Yukarıda adı geçen köylerin yanında 1781’den itibaren şer’iye sicillerindeki bazı kanıtlarda[9] Eldenizli, Şamlı Kebir adlı köylerin adları görülmektedir. Yıllık ortalama 50’şer guruş vergi ödedikleri anlaşılan bu köylerden Eldenizli günümüzde aynı adla varlığını sürdürmekteyken, Şamlı Kebir ve Şamlı Sagir, Aşağı ve Yukarı Şamlı adlarını almışlardır
XVIII. y.y. boyunca Kütahya Sancağı’na bağlı bir kaza olmaya devam eden Denizli, XIX. y.y.’da Anadolu Beylerbeyliği’nin bölünmesi üzerine sancak haline getirilerek, yeni kurulan Aydın Eyâletine bağlanmıştır. 1867 düzenlemesinden sonra Menteşe ile birleştirilen Denizli tekrar kaza olarak, Aydın Sancağı’na katıldıysa da 1883’de Denizli sancağı yeniden kurulunca mutasarrıflık haline getirilmiş ve 1884’te Tavas, 1888’de Garbi Karaağaç’ın katılmasıyla Osmanlı dönemindeki en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Bu dönemde 6 kaza ve 1 nahiyeden Denizli’nin toplam köy sayısı da 385’e ulaşmıştır[10]
2. Kentsel Doku ve İmar Faaliyetleri
İbn-i Batuta, Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi gibi Seyyah ve yazarlar ile çok değerli çalışmasında XVI ve XVIII. Yüzyıllarda Denizli’yi arşiv kaynaklarından yararlanarak yazan Turan Gökçe’nin çalışmaları sayesinde, XIV ve XVII. y.y.’lardaki Denizli hakkında bilgi sahibi olmamıza rağmen, şehrin XVIII y.y.daki panoraması hakkında maalesef doyurucu bir yayın yoktur.
XVIII. Yüzyıl sonlarında kentteki mahalleler hakkında şer’iyye sicilleri bazı bilgilere ulaşmamızı sağlamaktadır.
Pek çok Osmanlı şehrinde olduğu gibi Denizli’de de mahaller klâsik Osmanlı mahallesi için yapılan tanımlamalarda görülen nitelikleri taşımaktadırlar. Yani bir dinî yapının çevresinde kümelenen mahalleri (Cami-i Kebir, Kurşunlu ve Alaca-Mescid) olduğu kadar, esnaf gruplarının adını almış (Debbağlar, Kürekçiler) ya da kurucularının adıyla anılan (AsılBeg, Gide Mestan, Carullah, Ahi Toy) mahalleri de bulunmaktadır.[11]
Bunların yanı sıra, gayrimüslimlerin veya başka ülkelerden göçüp, şehre yerleşenlerin oturduğu mahalleler de yine o topluluğun adı ile anılmaktadır. Denizli Şer’iye Sicillerinde rastladığımız Zımmiyan ve Acem Mahalleleri bu şekilde yapılanmışlardır.[12]
XVIII y.y.’ın son çeyreğinden itibaren izleyebildiğimiz Denizli şer’iye sicillerinde, mahalle adları, büyüklükleri, yaşam standartları ile ilgili çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Genellikle yılda iki kez düzenlenen Tevzii Defterleri, Tereke Defterleri ve özel davalarla ilgili değişik belgelerde bu mahallelerin adları geçmektedir. Sicillerde, mahalle isimlerini toplu olarak sıralayan ayrıca gelir ve gider durumları hakkında bilgi veren en önemli belgeler Tevzii defterleridir. Bunlar, günümüzde anlaşıldığı anlamda ayrı birer defter olmayıp, şer’iye sicilinin bir ya da birkaç sayfasına kaydedilmiş vali, mutasarrıf, voyvoda, mütesellim veya başka bir görevli için toplanan vergilerin yazıldığı listelerdir.[13] İncelediğimiz dönemde Denizli Şer’iye sicillerine bu şekilde kaydedilmiş çok sayıdaki tevzii defterinde 18 adet mahallenin adı geçmektedir. Bunlar sicillerde genellikle aşağıdaki sıralamayla yazılmışlardır .[14]
1) AHİ-TOY
2) MEYDAN
3) KÜREKÇİLER
4) KURŞUNLU
5) SARAY
6) CAMİ-İ KEBİR
7) DERBAĞLAR
8) ABDÜLKUDDÜS
9) ZIMMİYAN
10) ECELER,
11) KURAMAZ
12) KAYACIK
13) ASIL BEG
14) ALACA-MESCİD
15) CARULLAH
16) GİZİRLİK
17) GAZİ-EMİR
18) GİDE-MESTAN (Gide-Bostan)
Bununla beraber, mahalle sayıları sadece tevzii defterlerine geçenlerle sınırlı değildir. Özellikle, 1790 (1205 H.) tarihinden sonra, gerek terekelerde, gerekse diğer mahkeme kayıtlarında, Hacı Kaptan, Kayalık, Çaybaşı, Yorgan Battı, Değirmenönü, Fesligan, Eşe Molla Bigâri, Hacı Kılan, Şeyhler, Elmalı Tarla, Horsalaz (Eski ve yeni olmak üzere iki adettir), Delikliçınar, Dereağa, Kızlı Fener ve Eski (Sâbık)Müftü mahallelerinin adları geçmeye başlamıştır.[15] Bunların yeni kurulanları, imar faaliyetlerindeki hareketlilikle de belirlenebilmektedir. Örneğin, 1793 (H. 1208) yılına ait bir kayıtta, “Çaybaşı Camii avlusuna Arnavutoğlu Hacı Ahmed tarafından bir mektep bina edildiği” yazılıdır[16]
Denizli Mahalleleri, şehrin yapısına uygun olarak çarşı etrafında kurulup, gelişmişlerdi. Ancak,1702/03 depremi, bulundukları bölgenin dışına taşmalarına sebep olmuştur. Depremin hasara uğrattığı alanın biraz ötesinde yer alan bağ ve bahçeler yeni yerleşim için uygun görülmüştür[17]
Zamanla eski yerleşim bölgesini de içine alacak şekilde genişleyen şehir, XIX. y.y. başlarında pek çok yönden değişikliğe uğramıştır. 1830 Genel Nüfus Sayımı sonuçları da bu savımızı doğrular niteliktedir. Bu sayımla ilgili kayıtlarda, mahalle sayısının arttığı ve pek çoğunun adlarının değiştiği gözlemlenebilmektedir[18]
Denizli Mahalleleri’nin XVI. y.y.’dan günümüze değin varlığını sürdürenler olduğu gibi, bir yüzyıl içinde ortaya çıkıp, zamanla başka adla anılan ya da tamamen ortadan kalkanları da bulunmaktadır. Bazı mahalleler ise, bir diğerleriyle birleşerek, büyüyüp, yeni bir ad almışlardır. Halen varlığını sürdürenlere örnek olarak, Fesligan, Kayalık, Pelitlibağ, Delikliçınar ve Değirmenönü Mahallelerini; yalnızca XVIII. yüzyıl içerisinde görülüp, ne XVI: ve XVI. y.y.’larda nede 1830 Nüfus sayımına ait kayıtlarda[19] adına rastlanmayanlara ise, Gazi-Emir’i verebiliriz. Denizli Mahallelerinin ödediği vergilerin dağılımını gösteren, XVIII. y.y. sonuna ait tüm tevzi defterlerinde varlığı görülen Gazi Emir Mahallesi, 1830 Nüfus Sayımı’na kayıtlarda bulunmamaktadır.[20]
Ahtoy (Ahi-toy) Mahallesi tevzî defterlerine kaydedilmiş vergilerin paylaşımında en büyük hisseye sahiptir. O’nu sırasıyla, Saray, Cami-i Kebir, Kurşunlu, Abdülkuddüs, Kürekçiler, Zımmiyan, Meydan ve Debbağlar izlemektedir. Bir sınıflandırma yapmak gerekirse, Ahtoy en büyük, diğer 8 mahalle orta büyüklükte mahallelerdir. Geriye kalan 9 mahalleden ödedikleri vergi itibariyle en küçüğünün Gide-Mestan olduğu görülmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, XVIII. y.y. başlarında (1702/1703) büyük bir deprem geçiren ve rivayetlere göre 12 000 kişilik can kaybına uğrayan Denizli, söz konusu yüzyıl boyunca yoğun imar faaliyetlerine sahne olmuştur. [21] İncelediğimiz dönemde de şer’iyye sicillerinde pek çok dinî ve sosyal yapının onarım ya da yeniden yapılmasıyla ilgili çeşitli belgelere rastlamak mümkündür.[22]
XVIII y.y. sonlarında gerek hayırseverler gerek vakıflar ve gerekse şehir halkı tarafından inşa veya tamir edildiği sicillere akseden çeşitli yapılar şöylece sıralanabilir.
1- Un Loncasında: Ayasofya kayyumu Elhac İsmail Efendi'nin inşa ettirdiği cami[23]
2-Hacı Kılan Mahallesi’nde: “Ahali marifetiyle” yeniden inşa edilen cami.[24]
3- Değirmenönü’nde; Berber Hacı Mustafa Mescidi.[25]
4-Eşe Molla Bigâri Mahallesi’nde, “Ahali marifetiyle” yeniden inşa edilen cami[26]
5- Hacı Kılan Mahallesinde, “Ahali marifetiyle” yeniden inşa edilen cami.[27]
6- Delikliçınar Mahallesinde ve Müftü Mustafa Efendi Medresesi yanında: Ayşe Hatun tarafından yaptırılan iki adet çeşme.[28]
7- Sicillerden tespit edebildiğimiz kadarıyla Denizli’de ayrıca Kaymakzade Mehmet Efendi Medresesi [29]Mazhar efendi Tekkesi [30]Delikçınarda Elhac Musa Efendi Medresesi [31]Elvanoğlu Mahallesinde bir mescit ve bir okul [32]ve Kayalık Mahallesi’nde bir Hamam bulunmaktadır.
Elimizde sadece bu hamamla ilgili ayrıntılı bilgi vardır. 1781’de Horsalas mahallesinde oturan Çolak Elhac Halil bin Karabaş İbrahim tarafından işletilen ve Hacı Ömer Hamamı [33]adıyla bilinen bu yapının onarımı söz konusu olmuş, 535 guruş tutan onarım masrafları, hamamın Kütahya'da bulunan mütevellisinden kiradan düşülmek şartıyla işletmeci Çolak Halil tarafından üstlenmiştir.
Bu onarım sırasında, hamama ait büyük kazanın değişmesi gerektiği anlaşılmış, Denizli’de Bakırcı ustası olan Akşehirli Veliyüddin Beşe ve Hüseyin Beşe kazanın yapımı ve montajı için Elhac Halil ile usta ve kalfalarının yevmiyelere ile yemek paraları da dâhil olmak üzere 225 guruşa anlaşmışlardır.[34]
Yukarıda, Şer’riye sicillerinden derleyebildiğimiz kadarıyla dini ve sosyal yapıların yerlerini, inşa ettirenleri ve inşa tarihlerini belirtmeye çalıştık. Ancak, bu gibi kayıtlar genellikle inşaat bittikten çok sonra tutulduğu veya ancak bir eksikle karşılaşıldığı zaman (camilere müezzin veya imam, medreselere müdür atanması v.b)İşlendiği için bu belgelere ait tarihler yanıltıcı olacağından bu konuda kesin bir bilgi bulabilmek oldukça zordur.
Şehirde bugün de defalarca tamir görerek ayakta kalabilen çeşitli yapılar görülebilmektedir. Bunlar arasında Kurşunlu Camii, Ulucami (Cam-i Kebir), Akhan ve Bedesten sayılabilir.
Denizli’nin fiziki yapısını olduğu kadar ekonomik ve sosyal durumunu da etkileyen bir ünite vardır ki, bu da İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi’nin oldukça etkilendikleri Çarşı’dır.
Denizli Çarşısı, etrafı 8-
Çarşı yer yer bölümlerle ayrılmıştı. I) Bayramyeri: Şenliklerin ve bayramların kutladığı alan. 2) Kestane Pazarı, 3) Çerez Pazarı, 4) Zahire Pazarı, 5) Bahçıvan Pazarı, 6)Turna yıkığı, 7) Saman Pazarı, 8) Demirciler İçi, 9) Bakırcılar İçi, 10) Yoğurt Pazarı, 11) Şadırvan Başı, 12) Tabak (Debbağ) Pazarı 13) Arasta, 14) Kadınlar Pazarı, 15) Hayvan Pazarı ve 16) Hasır Pazarı.[36]
Denizli Çarşısı’nı tamamlayan en önemli yapı, Evliya Çelebi tarafından “Bir kargir divarlar ve sütunlu kiremitli ve iki kapılı bir metin ve müstahkem bina” şeklinde tasvir ettiği ve “ zir-i zimeminde nice Mısır Hazinesi mal-ı tüccaranın muhafaza” edildiğini belirttiği Bedesten (Bezistan)dır. Gedik Ahmed Paşa tarafından XV. Y. y.’ın ikinci yarısında yaptırılan bu binanın kira gelirleri Paşa’nın Karahisar-ı Sahib’deki İmaretine vakfedilmiştir [37]Denizli şehir hayatın dönmeli bir yere sahip olan Bedesten kumaşın önemli bir ticari meta olduğu dönemlerde çarşıdaki bez-kumaş satışının piyasasının oluştuğu bir merkez olarak ön plana çıkmıştır. Bezzazistan adının da bu yüzden yakıştırıldığı düşünülebilir. Değerli malların saklandığı bir yer olması ve bir bakıma bugünkü bankaların ilgili fonksiyonlarını üstlenmesi sebebiyle güvenirliğin simgesi olarak kabul edilmiştir. [38]Bedesten bünyesinde barındırdığı 150 işyeriyle, devlet-esnaf ilişkilerinde önemli bir rol üstlenmiştir.[39]
Süreyya Faroqhi’ye göre, XVI. y.y. İçerisinde şehirde toplam 206 vakıf dükkân bulunmaktadır. Bunların sadece 96 tanesi şehrin ana ticarî kompleksinin dışındadır.[40]
XVII. y.y. daki durum hakkında bilgi veren Evliya Çelebi’den Şehirde 370 adet dükkân bulunduğunu öğreniyoruz [41]XIX. y.y.’a ait salnamelerde ise, Denizli’de 631 dükkân ve 248 mağaza olduğu kaydedilmektedir.[42]
XX. y.y. başlarına kadar çarşı dışında yalnızca hanlar, hamamlar ve kahveler bulunmaktayken, 1900’lerden sonra kale dipleri de dükkânlar ve mağazalarla dolmuştur.[43]
3)Voyvodalık Kurumu ve Denizli Voyvodaları
Şer’iyye sicillerinde ardından en çok söz edilen yöneticilerden biri olan “voyvoda, XVIII. y.y.’da has haline getirilen bazı sancak ve kazalara sancak beyi yetkisiyle tayin edilirdi.[44] Voyvodaların mâlî - idarî görev ve sorumlulukları olduğu görülmektedir. Mâlî sistem içerisinde mukataaların topluca veya münferit olarak voyvodaslığa dâhil edildiği bilinmektedir.[45] Voyvodalara, devlet mallarını tahsil edebilmeleri için kapıcıbaşılık ünvanı verilebilmekteydi. Voyvodalar aşiret ve oymaklar üzerinde etkin bir otoriteye sahiptiler.[46]
Timar sisteminin giderek değişikliklere uğraması, iltizam ve mukataa usulünün yaygınlaşması voyvodalık kurumun gelişme ve yayılmasında etkili olmuştur. Özellikle XVIII. yy.’dan itibaren hükümetin para sıkıntısı çekmesi, geliri küçük bölgelerin doğrudan doğruya hazineye bağlanarak yönetilmesine yol açmıştır.[47] XVIII. yy’da Bolu, Denizli, Yeniil, Bozok, Uşak, Tokat, Ayaş, Beypazarı, XIX. yy başlarından itibaren de, Antep, İzmir, Manisa, Giresun, Mudanya, İnegöl, Soma, Ayaş, Edremit, Domaniç, Bilecik, Kepsut, Viranşehir ve Bergama gibi büyüklü küçüklü şehir ve kasabalar doğrudan doğruya voyvodalarca idare edilmekteydi.[48]
Voyvodalar tarafından bir başkasına deruhde ettirilen Mukataalar reayasının dağılması sonucu verimsizleşmekteydi. Voyvodalar, Has sahibinin kethüdalarından mukataa deruhde eden, mâlî yönden aşiret kethüdalarından daha üstün bir konuma sahiptiler. Bu nedenlerden dolayı voyvodalar, özel takip gerektiren ve zorluk bulunan gelirlerin tahsilinde görevlendirilmekteydiler.[49]
Atanmaları ve görevleri bakımından voyvodalar iki grupta toplanabilir. Birincisi vali ve mutasarrıfların kendi adların görevlendirdikleri voyvodalardır. İkincisi ise, geliri doğrudan doğruya hazineye bağlanmış yerlere hazine yöneticilerince atananlardır. Valiler daha çok kendilerine geliri bırakılan yörenin ileri gelenleri arasından buyuruldu ile voyvoda seçip atıyorlardı. Özellikle ayanlık yapmış veya yapmakta olanlar arasından voyvodalığa getirilenlerin sayısı oldukça fazladır. [50]
Hükümet merkezindeki hazinelere bağlı yerlere ise, her yıl mart ayı başında voyvodalar atanıyordu. Görev süreleri tam bir yıl olarak belirlenmişti. Ancak çoğu zaman buna uyulmazdı. Birkaç yıl görevde kalanların yanı sıra sık sık yer değiştirenler de vardı.[51]
Sultanların hasları eski yasalar gereği “serbest” kaydıyla verilirdi. Valide Sultan haslarından Anadolu Eyâletindeki Denizli Hassı mukataasının gelirleri de “zabt temessükü” ile voyvodaya verilirdi. Denizli, 1793’te III. Selim’in validesi Gülruh Sultan Hassı olarak kabul edilmişti. Bu tarihten sonra hassa ait gelirlerin toplanması Denizli voyvodalarına bırakıldı.[52] Buralara vezirlerin, Beylerbeyilerinin, sancakbeyilerinin vb. ehl-i örf görevlilerinin müdahale etmesi yasaktı. Ancak Şer’iye sicillerine akseden pek çok belgede çeşitli mevkilerde görevlilerin (Sadat-ı Kiram ve Yeniçeri taifesi) ve askerlerin bu gelirlerden pay almaya çalıştıkları görülmektedir.[53]
Voyvodaların ellerindeki yetkiyi kötüye kullandıkları sık sık görülen olaylardandı. Örneğin, 1781’de “Denizli ve Tevabii voyvodası” olan İsmail Ağa, halka zulmettiği için defalarca şikâyet edilmiştir. Halktan çifte vergi talep eden ve “Anadolu Valisi’ne verdim” diyerek oldukça yüklü miktarda parayı halktan tahsil eden İsmail Ağa’nın toplam 306 Kese 150 guruşluk haksız kazanç elde ettiği anlaşılmaktadır.[54]
Voyvodaların bu gücü nereden aldıkları sorusunun, yanıt ise, kadılık kurumundaki bozulmada yatmaktadır. Son çalışmalar, 18. yy.da kadıların eyâletlerdeki hiyerarşik yapısı, görevleri ve durumları konusunun Arap eyâletleri dışında (o da tam değil) yeterince bilinmediğini ortaya koymaktadır. Ortaylı’ya göre, “Asıl ilginç gelişme; XVIII. yy.da mali bünyede yaşanan değişiklik ve adem-i merkeziyetçi bir mali idare dolayısıyla Rumeli ve Anadolu Eyâletlerinde çıkan yeni kuvvet grupları; yani ayan, mütesellim, karşısında Anadolu ve Rumeli’deki kadıların mali görevlerinin veya ne ölçüde muhafaza edilebildiğidir. II. Mahmud dönemi reformlarının bu konuda büyük değişiklik getirdiği ve kadıların güç kaybettikleri malumdur. Vakıflar, Evkaf Nezaretine bağlanmış, yeniçerilik kaldırılınca da vergi toplama ve asayiş, ihtisab nazırlarına bırakılmıştır. Böylece kadı artık sadece bir yargıç olarak görev yapmaya başlamıştır.”[55]
Şer’iyye sicillerinden izleyebildiğimiz kadarıyla 1775-1817 yılları arasında Denizli voyvodaları şöyle sıralanmaktadır:
1775 | Elhac Ömer Ağa |
1782- 1783 | Şaban Ağa |
1785 | Uzunzade Mustafa Ağa |
1786 | Esseyyid İsmail Ağa |
1787 | Hasan Çavuşzade Esseyid Elhac Osman Ağa |
1788 | Ahmed Ata Efendi |
1789 | Hasan Çavuşzade Esseyyid Elhac Osman Ağa |
1795 | Uzunzade Mustafa Ağa |
1798 | Ahmed Ağa |
1803 | Tavaslı Ömer Ağa |
1811-17 | Tavaslı Osman Ağa[56] |
3-Sosyo -Ekonomik Yapı
a)Timarlar
İncelediğimiz dönemde timar sistemi tam olarak ortadan kalmadığından timarla ilgili bazı ilginç bilgilere de sicillerde rastlamaktayız. Belgelerde bakıldığında köylü ile timarlı sipahinin sık sık karşı karşıya geldiği görülmektedir. Örneğin, 1779’da Karcı köyü sakinlerinden Halil bin Veli, Hisar Mahallesi’nden on beş asker, bu mahallenin önde gelenlerinden Elhac Ali, Hallaçlar Mahallesinden Barutçu Elhac Halil ve Berekatlar Mahallesinden Emir Muhammed, mahkemeye başvurup, Manastır Köyünde oturan Sipahi Esseyyit Elhac Ali ve kardeşi Esseyyit Elhac Mehmed Abbas ağa’yı dava etmişlerdi. Dava konusu olan şikâyetleri ise, köylerine ait vergiyi toplamakla görevli kişinin ölümünden sonra bu sipahilerin haksız vergi toplama işine giriştikleri, köylülerin eskiden beri ekip biçtikleri bostan ve tarlalarından çifte vergi almaya kalkıştıkları, daha öncede ödedikleri öşürden farklı ölçekte öşür hesap ettikleri, bu ölçeğin dört kıyye fazla olduğu, askeri taifesinden olanlardan birer guruş bennak almak istedikleri ve her sipahinin toprağında olan tarlalardan “temessük akçesi” iddia ettikleri üzerindedir. Sayılanların tümü sistemin ne denli bozulduğunun bir aynası gibidir.[57]
Sipahilerin birbirlerine timar devretmesi de artık olağan hale gelmiştir. Mart 1781’de Anadolu Valisi Silâhdar Mehmed Paşa’ya hitaben yazılmış bir emr-i âli’de Kütahya alaybeyisi Seyyit Ahmet’in arzıyla 1779’da Ahmet veled-i Mehmet adlı sipahiye Kütahya sancağında bir timar verilmişken, Kalın -Viran Nahiyesinin Seki-Viran Karyesinden 6938 akçe timara sahip olan İbrahim Hasan adlı kişinin de bu timarda hak iddia etmesi üzerine durum araştırılmış, Defterhane-i Hümayundan bu konuda bilgi istenip, timarın gerçekten Ahmet Veled-i Mehmed-e ait olduğu anlaşılmıştır[58]
Ahmed veled-i Mehmed, 1783’de bu timardan “kendi isteğiyle” vazgeçince boşalan yere Mehmed veled-i Ali’nin yerleştirilmesi ricasıyla Kütahya Alaybeysinden izin istenmiştir. Kütahya Alaybeyisi Seyyit Mehmet, sancağında alaybeyisi bayrağı altında sefere gitmesi şartıyla timarın Mehmet Veled-i[59]Ali’ye tevcih olunması için Berat’ı Şerif verilmesini İstanbul’a iletmiştir.
1798-99 yıllarına ait vergi kayıtlarında Denizli’deki bazı timar gelirleri şöyle sıralanmaktadır[60]
Timarın Adı | Geliri / Guruş |
Urnaz Timarı | 900 |
Zeytün Timarı | 650 |
Çavuşlu Timarı | -- |
Bağbaşı Timarı | 1500 |
b) Denizli’nin Gelirleri
Şer’iyye sicillerinde bulunan 1797 (H.1211) yılına ait bir Salyâne defteri Denizli ve bağlı kazalarının bir yıllık gelir-gider hesaplarını içermektedir.[61]
Buna göre, Denizli ve bağlı kazalarının 1797 yılındaki gelirlerinin toplamı 166.937,5 giderlerinin toplamı ise 162.847,5 guruş tutmaktadır. Yani 4089 guruş bir gelir fazlası bulunmaktadır. Denizli ve bağlı kazalarının mali durumlarını yansıtan bu “hâsılat ve masarıfat” defteri şu şekilde kaydedilmiştir.
Bin iki yüz on bir senesi martı ibtidasından şubatı gayetine değin bir seney-i Kâmile Denizli ve tevabii kazalarının hâsılat ve avaidat ve vaki olan masarif beyan olunur, 12 Mart 1212
El’Makbuzât
Bağbaşı (Timarı) ber vech-i maktua | 1000 |
Arık ma’cari der Nefs-i Denizli | 800 |
Dükkakin-i Han-ı Kebir der Nesf-i Denizli | 437 |
Emir Sultan Vakfı Hâsılatı[62] | 1500 |
Tamgay-ı Kirpas der Nefs-i Denizli | 10.000 |
13.737 | |
İspenç der Nefs-i Denizli | 650 |
Karahayıt Çiftliği | 4.000 |
Urnaz Timarı ber vech-i Maktua | 800 |
Karyey-i Zeytün ber vech-i Maktua | 650 |
19.037 | |
Kırk Çınar Derbendi Der vech-i maktua | 400 |
Göllü Derbendi Der vech-i maktua | 600 |
Göllü Zeameti Der vech-i maktua | 6500 |
Honaz Cibayeti Der vech-i maktua | 9000 |
35.537 | |
Göllü Derbendi zeameti ber vech-i maktua | 1313 |
Hâsılat-ı Barlan ma’çiftlik | 17141 |
Beş kazadan niyam mal-ı âvârız | 5200 |
Çavuşlu zeameti | 460 |
Tevzii defterlerine idhal birle iki tevziden | 33.197 |
Ezine kazası hâsılatı ber muceb-i defter | 31.200 |
124.048 | |
Sağma çiftlik hâsılatı | 13.590 |
Buldan Kazası hâsılatı ber muceb-i defter | 6526 |
Gököyük kazası ber vech-i maktua | 3000 |
Ber mutad-ı kadim devriye | 3500 |
Yorügân taifesinin kışlak akçesi | 3150 |
| 153.804 |
Yapağı rüsumu ma’âdet-i ağnam | 3243 |
Penbe rüsumu hâsılatı | 8355 |
Mahsul-ü çeltik ba’del masarif | 1535 |
166.937 | |
Masarif-i füruhat | 162.848 |
004089 |
Hâsılat-ı Barlan ma çiftlik
Hınta kile 650 | 2803,5 |
Şair- 519 | 1558,5 |
Erzek (Üzüm)- 414 | 1449 |
Aşar-ı Penbe | 9290 |
Aşar-ı susam kile- 15 | 150 |
Resm-i bağat | 300 |
Resm-i bacıha | 350 |
Beyane ve mahlulat | 940 |
Resm-i Yonca | 300 |
17.141 | |
Nakli Yekun | 00,000 |
00,000 | |
Tevziat defterlerine idhal birle ber mutad-ı makbuzat ruz-ı hazır ve kasım salyanelerinde | 1500 |
Hâsılat Baha | 10.000 |
Han-ı Kebir Bedel-i İltizamı İçin | 2500 |
Emir Sultan Vakfı Bedel-i İltizamı için | 1250 |
Mal-ı âvârız için binay-ı harc-ı Kadim | 386 |
29.636 | |
Asitane’den Denizli’ye duhulüne kadar harc-ı rah | 3561 |
33.197 | |
Nakl-i Yekün | 0000 |
Masarifat
Bedel-i iltizam-ı Hass-ı Denizli | 94500 |
Bohça baha | 12.000 |
Harc-ı bab | 1.250 |
Bahşişat ve sair | 100 |
Perakende iltizamat bedeli | 31.568,5 |
139.418,5 | |
Bir senelik akçe-i kurşunesi | 12179,5 |
Beş kazanın hükkam ve zabitanları | 5000 |
Yapağı rüsûmu, rüsûmat-ı ağnam bedel-i iltizamı | 1950 |
Rüsûmat-ı Penbe bedel-i iltizamı | 162.847 |
Makbuzattan Füruhat | 000.000 |
Vech-i meşruh üzere kazahay-ı merkumenin bir senelik kaffey-i mahsulâtından vaki olan masarif ba’del ağraz sah ül’beyan 4089 guruş faiz iktiza edüp, lakin cürm-ü cinayet ve sek bad-ı heva matbah mesarifine mukabele birle idhal-ı defter olunmamışdır. Tahriren fî şehr-i Ramazan ve sene isneyn ve aşer ve miye ve elf.
Belgede görüldüğü gibi, Denizli ve bağlı kazalarda yer alan, Timar, zeamet, Has, Çiftlik ve vakıfların gelirleri oldukça önemli miktarlardadır. Örneğin, Bağbaşı Timarı 1000, Urnaz Timarı 800, Göllü zeameti 6500, Çavuşlu zeameti 460, Emir Sultan Vakfı hâsılatı 1500, Karahayıt Çiftliği geliri 4000 ve Barlan çiftliği gelirleri 17.141 guruştur. Bunlar tek tek kaydedilmiş, gelir gider hesapları yapılarak deftere işlenmiştir. Bu hesaplardan Denizli’nin gelir kaynakları da ortaya çıkmaktadır. Buna göre önemli gelir kaynağı da pembe ve kirpas gibi tekstil ürünleridir. Bunlardan alınan vergilerin belirtildiği bölümlerde, Penbe rüsumu için 8355, Kirpas için ise 10.000 guruş gelir kaydedilmiştir. Denizli ve çevresinde yetişen tarım ürünleri buğday, üzüm, susam ve çeltiktir. Hesaplanan diğer önemli kalemler yapağından alınan 3243 ve çeltikten alınan 1535 guruşluk vergi gelirlerdir. Bunun yanında, Denizli Hassının 1797 yılı itibarıyla 94.500 guruşluk geliri olduğu penbe, yapağı ve ağnam rüsumlarının iltizama verildiği anlaşılmaktadır.
c) Mukataa ve Vakıflar
1) Denizli Ve Tevabii Mukataası:
Denizli ve Tevabii Mukataası, Denizli, Ezine, Ciharşamba, Honaz ve Gököyük kazalarından elde edilen gelirleri kapsamaktaydı. İncelediğimiz dönemde toplam 3904,5 ve bir buçuk rub ve bir buçuk sülüs avarız hanesine[63] sahip olan bu mukataa 1774-1775 yıllarında Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’ya tevcih edilmişti.[64] Cezayirli Hasan Paşa’ya sadrazamlığı sırasında da Denizli mukataasına ilave olarak Buldan Zeameti, Karakoğa Mukataası, Karahayıt Çiftliği, Han-ı Kebir ve Denizli çarşısındaki vakıf dükkânlarının gelirleri bırakılmıştı. Gazi Hasan Paşa, mukataayı idare etmekte sürekli güçlükle karşılaşmıştır. “Serbestiyet” yani dışarıdan müdahale edilemez kaydıyla kendisine verilen bu mukataaya ait gelirlerin toplanması ve teslimi sırasında bazı şehir önde gelenleri ve yeniçeriler vergilerin ödenmesine engel olmakta, yine bazı mirmiran ve mütesellimler de “maktuat” ve “mukataat” haricinde, köylerden, mezralardan, fermanlarla yasaklanmış olmasına rağmen “mübaşiriye”, “gel-geç akçesi” gibi uydurma vergiler almaya devam etmekteydiler. Gazi Hasan Paşa, yazdığı buyuruldularda ve İstanbul’a gönderdiği tahriratta bunlardan şikâyet ederek, kadıların ve diğer söz sahiplerinin kendisine yardımcı olmalarını istemiştir.[65] Gazi Hasan Paşa mukataa gelirlerinin toplanması konusunda yörede en çok sözü geçen bir âyandan yardım almak zorunda kalmıştır. Nitekim, 1776’da dönemin Denizli voyvodası Elhac Ömer Ağa’ya 37.760,5 guruş’a iltizama verildiği anlaşılan Denizli ve Tevâbii mukataasının gelirlerine Buldan ve Tevabii mukataası (3000 guruş) ve Karakoğa mukatası (2500 guruş) dâhil edilmiştir. Böylece toplam 43262,5 guruş iltizam bedeli karşılığında adı geçen voyvodaya yıllık “aşar-ı şer’iyye” ve “rüsumat-ı örfiye”yi toplamak hakkı verilmiştir.[66]
1780’de ise, Elhac Ömer Ağa mukataaya yeniden talip olmuş ve “ber muceb-i berat-ı âlişan” “serbest” olmak üzere “aşar-ı şer’iyye ve rüsumat-ı örfiye kaçgun, kul ve cariye mezdeganesi, cürüm-u cinayet, salb-i siyaset ve sair baderhayı zabt etmek, toplamak ve tahsil etmek” hakkını almıştır.[67]
1781’e gelindiğinde Denizli ve Karakoğa mukataalarıyla Buldan Zeameti’nin “emaneten zabt-ü rabt eylemek üzere” Voyvoda İsmail Ağa’ya verildiğini görmekteyiz. Ancak adı geçen voyvoda kısa bir süre sonra bu yetkisini kötüye kullanarak, halka zulmetmeye başlamıştır. Defalarca alınmaması için fermanlar gönderilen “mübaşiriye” ve “cel akçesi” gibi kanunsuz vergileri halktan zorla tahsil etmek istemiş; vermeyenleri tehditle sindirmiştir. Yine, Anadolu valisine vereceğini söyleyerek ahaliden para toplamış ancak bu paraları zimmetine geçirdiği anlaşılmıştır. Olay, İstanbul’a halktan bazı kişilerin yazdığı arzu hallerle ulaştığında ise, bir emr-i âli gönderilerek Kadı’dan durumun ne boyutta olduğu sorulmuştur.[68] Ancak, İsmail Ağa’nın halk üzerinde baskı kurarak topladığı 306 Kese, 150 guruş geri alınamadığından başka, voyvodanın görevine devam ettiği anlaşılmaktadır[69]
Cezayirli Hasan Paşa’nın ölümünden sonra ise, kalan tüm gelirleriyle birlikte bu mukataalar da Darbhane-i Âmire tarafından zabtedilmek üzere devralınmıştı. “Cezayirli Hasan Paşa Bakayası” adı verilen bu mukataanın çiftlik ve dükkân gelirleri iltizama verilerek, her yıl belirli bir para hazineye aktarılıyordu.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Bakayası mukataa gelirleri 1789 yılında 77.250 guruş bedel ile Tavaslı Ömer Ağa’ya iltizama verilmişti. Ancak 1788’de de bu görevi aldığı anlaşılan Ömer Ağa 1789 iltizamını aldıktan bir süre sonra kaza geçirip öldüğü için Darbhane-i Amire’ye göndermesi gereken para, yerine ulaşmamış, üstelik sağlığında topladığı vergilerden 1788’e ait olanlardan kalan 50.800 guruşluk bir borcu da ardında bırakmıştı. Bu durumun vergi toplama işinde bir karışıklığa yol açtığı görülmektedir. Tavaslı Ömer’in halktan topladığı vergilere karşılık ödemesi gereken iltizam bedelinin ancak 28.000 guruşu Darbhaney-i Amire’ye ulaşmış olduğundan geriye kalan tüm alacağın toplanması için Nakib’ül Eşraf kaymakamına görev verilerek bir sonraki yıla ait olanları da tahsil edip göndermesi bir emr-i âli ile kendisine bildirilmişti[70]
Denizli ve Tevabii Mukataası III. Selim döneminde ise Valide Sultan Hassına dönüştürülmüştür (1792). Bölgenin önemini biraz daha artıran bu olay Osmanlı Devleti’nin toprak meselesi hakkındaki sıkıntıların boyutlarının anlaşılmasına yardımcı olabilir.
III. Selim'in tahta çıktığı yıllarda Osmanlı ülkesinde halledilmesi gereken sorunların başında "toprak meselesi" gelmekteydi. Uzun yıllar önce defterlere kaydedilmiş olan Avarız-hane ve Bedel-i Nüzul-hane sayılarına göre yapılan vergilendirme başarı sağlamadığı gibi, taşrada sayısız isyana sebep olan fazladan vergilendirme alıp yürümüştü. Vergilerden ve işsiz kalıp, 'kapusuz eşkıyası" haline dönüşen asker eskilerinden bıkan halk toprak sistemindeki bozulmanın acısını günden güne daha fazla hissetmeye başlamıştı. Bu yüzden timar sisteminin en büyük halkası olan haslar bile yetkili gelire ulaşamaz olmuştu. Böylece yeni gelir kaynakları aranmaya başlanmış ve bu esnada Denizli ve Tevabii Mukataası da "Valide Sultan Hassı" haline getirilmişti.
Rüşvan Hassı reayasının bir kısmı "Göçer-Eker Evi" denilen ve yazın yaylaklarına, kışın da kışlıklarına gelip-giden yarı-göçebelerden, bin kısmı "Yerlü-Eker" adı verilen, ziraatla uğraşan köylülerden oluşmaktaydı. Ancak bu bölgede eşkıyalık, adam öldürme, gasp gibi olayların bir türlü önü alınamadığından halk ya üzerlerine düşen vergileri ödeyemiyor ya da ödemek istemiyordu.[71] III. Selim bu konuda bir Ferman göndererek bölge ahalisinin "Valide Sultan Hassı olmaya tahammüllerinin olmadığını " belirterek burasının valide sultan hassı olmaktan çıkarılmasını ve güvenlik sağlanıncaya dek devletin burada sıkı önlemler alarak vergilendirmeye işlerlik kazandırması gerektiğini vurgulamıştır. Yani eşkıya izale edilerek, bölge halkının devlete yeniden güven duyması halinde tekrar verimli olması sağlanabilecek; böylece Rüşvan mukataasının yıllık "45.220.5 guruş mal-ı miri" ve "9044 guruş kalemiye" gelirleri düzenli bir şekilde toplanabilecekti. Fakat bu arada Valide Sultan'a da yeni bir has bulunması gerekiyordu. Bunun için de Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın ölümünden sonra Darphane-i Âmire tarafından idare edilen Denizli ve Tevabii Mukataası uygun görülmüştü. Ancak ortada bir sorun vardı. Denizli ve Tevabii Mukataasının yalnızca "19.462,5 guruş mal-ı miri” ve "1946 guruş kalemiye"si vardı. İki mukataa arasında hatırı sayılır miktarda fark görünüyordu. Bu farkın kapatılması için Denizli mukataasının mal-ı miri ve kalemiye gelirleri yükseltilmeliydi. Böylece Valide Sultan'ın gelirlerinin azalması önlenmiş olacaktı. Öyle yapıldı ve Denizli ve Tevabii mukataası mal-ı miri ve kalemiyeleri Rüşvan mukataasına denk hale getirilerek, Valide Sultan Hassına verildi. Hassın değişimi, Malikâne, Baş muhasebe, Haremeyn muhasebesi ve Kalemiye defterlerine işlenerek yeni Hassa bağlı olan Karakoğa, Karahayıt çiftliği, Han-ı Kebir ve dükkânlarla birlikte Valide Sultan hassı olarak kayıtlara geçirildi. [72]Artık Denizli ve Tevabii mukataası bundan böyle "Hashay-ı Denizli ve Tevabii Mukataası" adıyla anılacaktı.
Valide Sultan Hassı haline gelen ancak vergi yükü de iyice artan Denizli ve bağlı kazaların daha önce mukataa dâhilinde olmayan bazı köyleri de katılarak açık kapatılmaya çalışılmıştır. Mukataaya eklenen köyler Denizli Kazasından, Çer-i Denizli, Sağır ve Gayrı, Ezine kazasından da Dabanlı'dır.[73]
2)Gedik Ahmed Paşa Vakfı ve Mukataası
Sadrazam Gedik Ahmet Paşa'nın kurmuş olduğu vakıf, ölümden sonra (1482) Haremeyn-üş’şerifeyn Evkafı Nezareti tarafından idare edilmeye başlanmıştı. Vakfın gelirleri Kütahya, Sultanönü ve Aydın Sancağındaki çeşitli köy ve mezralarla, Denizli'deki Bedesteni'nin dükkân kiralarından oluşmaktaydı. (Bkz. Tablo II)[74]
Tablo: II Gedik Ahmet Paşa Vakfı Gelirleri (Köy ve mezraları)
Sancak | Kaza | Nahiye | Karye | Mezra |
Kütahya | - | Altuntaş | Efendi ve Tevabi | - |
Kütahya | Belce | - | Kuru ve Tevabii | - |
Kütahya | Denizli | - | - | Karaoğlan ve Tevabi |
Kütahya | Simav | Cenge | Küpenez ve Tevabii | - |
Aydın | Birgi | Ödemiş | Süleyman ve Tevabii | - |
Aydın | Ayasuluğ | - | Gümüş ve Tevabii | - |
Sultanönü | Bilecik | - | Karadeniz |
Tablo V.'de görülen tüm köy ve mezraların gelirleri 1782'de, Gedik Ahmet Paşa Vakfı'na bağlı, Karahisar-ı Sahip'teki camii'nin tamiri için, vakıf mütevellilerinden Salih tarafından "asaleten" ve kardeşleri Ahmet ve Emine taraflarından "vekâleten" bir yıllığına (1196 senesi Martı ibtidasından şubatı gayetine değin) Hafız Elhac Yusuf'a 2100 guruş karşılığında iltizama verilmiştir.[75]
Gedik Ahmet Paşa'nın İstanbul'da ve Karahisar-ı sahipte bulunan vakfının bir gelir kaynağı da Denizli kazasındaki Bedesten’in icaretiydi. 1781-1782 yıllarında kira gelirleri Karaoğlan Mezrası aşarıyla birlikte Kulalı Mehmet Beşe'ye verilen [76]Bedesten, 150 dükkânı bünyesinde barındırmaktaydı.[77]
3) Darüssaade Ağası Beşir Ağa Vakfı ve Mukataası
Denizli Kazası’ndaki çiftliklerin bazıları eski Darüssaade Ağası Beşir Ağa'nın kurmuş olduğu vakfın tasarrufunda bulunuyordu. Ölümünden sonra bu vakfın Kütahya Sancağında, Eziney-i Lazıkıyye Kazasında, Sağma, Tekne, Tümüs, Dereler ve Kabaağaç adlı çiftlikleri Haremeyn-üş'şerifeyn Nazırı tarafından yönetilmeye başlanmıştı. [78]1777 yılında bu çiftliklerin kiracısı olan Dergâh-ı Ali müteferrikalarından Hacı Mustafa’nın göndermiş olduğu bir arzuhal üzerine Evkafın nazırı burada işlerin yolunda gitmediğini fark ederek, konuyu padişah I. Abdülhamit'e bildirmişti. Şikâyetin sebebi yine vergi sistemini ilgilendiriyordu. Buna, göre adı geçen çiftlikler üzerinde Denizli Voyvodası kendi yönetimindeki kazaların sınırları içinde olduğu gerekçesiyle hak iddia ediyor, O'na bazı “ehl-i örf taifesi" de katılarak, vergi toplamak için hep birden halka baskı yapıyorlardı. Hem çiftlik kiracısına hem de voyvodaya vergi ödemekten usanan ahali firar ederek başka bölgelere göçüyorlardı. Oysa Kasım 1747'de “Serbestnâmey-i Hümayûn” verilmiş ve Şubat 1767’de bir "Hatt-ı Hümayun’la" yeniden statüsü belirlenmiş olan bu çiftliklere, vakıf haricinde hiç kimsenin müdahale etmemesi kesin bir ifade ile bildirilmişti. Yani bu çiftliklere ait ait öşür, bennak, yaylak-kışlak v.b. resimleri yalnızca vakfın tayin ettiği kişiler toplayabilecekti[79]
Vergilerin toplanmasındaki bu şartlara uyulmadığı anlaşıldığından yeniden bir Hatt-ı Hümayûn gönderilerek, "çiftlik reayasından firar edenler olur ise yine mahallelerine iskan" olunup yer değiştirmelerinin önlenmesi ve vakfa ait olan resm-i çift, aruzhane ve kaçgun mezdeganesi v.b. vergilerin yine vakıf tarafından toplanması gerektiği ifade edilerek, Denizli voyvodası, subaşıları, eminleri ve diğer "ehl-i örf taifesi" hak iddia etmemeleri konusunda uyarılıyordu.[80]
Bu konuda sicillerde başkaca bilgiye rastlayamadık. Ancak 1799'da mukataaya verilen sağma çiftliğinin hâsılatı’nın 85.596 guruş olduğu salyane ve tevzi defterlerinden anlaşılmaktadır.[81]
2) GELENEKSEL GELİR KAYNAĞI: DOKUMACILIK
Denizli'nin dokumacılık tarihi de Frigya dönemine değin uzanmaktadır. İlkçağ'da yünlü dokumalarıyla tanınan Laodikea'nın ürettiği kumaşlar ile ilgili en önemli bilgi İ.S.III.yy. Roma İmparatorlarından Diocletionus'un bir fiyat genelgesinde bulunmaktadır. Bu genelgede belirtilen tekstil ürünleri arasına sık dokunmuş paltolar iki ucu tahta ile tutturulan ve bazı yerlerde "Loodicia" olarak adlandırılan pelerinler ve "Birros" adı verilen giysiler önemli yer tutmaktadır.[82]
Yünlü dokumacılığın yanı sıra bu dönemde, yörede tekstil sanatının yan uğraşları olan boyacılık, keçecilik ve halı imalatçılığı da oldukça önemliydi. Özellikle Hierapolis bugün (Pamukkale) kentinin yanı başından çıkan sıcak su kaynaklarından yün boyamasında yararlanılmaktaydı. Öte yandan, Hierapolis yakınlarından çıkan bu sıcak sularda boya maddesi için gerekli olan Şapın bol miktarda bulunması, bu kentle çok sayıda yünlü dokuma atölyesinin kurulmasına yol açmıştır.[83]
Aynı özelliklere bağlı olarak bu geleneksel uğraş Türk hâkimiyetinden sonra da artarak devam etmiştir. Ancak bu dönemde pamuklu dokuma endüstri yöre de daha fazla yer edinmeye başlamıştır. Seyyah İbn-i Batura, 1332'de gördüğü Denizli'yi anlatırken, "Burada dünyada eşi emsali olmayan, altınla işlemeli pamuklu elbiseler dokunur, pamuğun iyi vasıflı oluşu ve kuvvetle eğrilmiş bulunuşu onun uzun süre dayanmasını sağlar" demektedir. [84]Bu dönemde loncaların denetiminin kaliteyi olumlu yönde etkilediği de kaydedilmesi gereken bir gerçektir.[85]
Osmanlı devri boyunca da, ilk dokumacılığın geliştiği Ege kıyılarındaki merkezlerden daha ileri bir seviyeye ulaşan Denizli, devletin kuruluş ve yükselme dönemlerinde, pamuklu bez ve kumaşları ile Ege ve Akdeniz limanlarından bazı Akdeniz ülkelerine yapılan ihracata katkıda bulunmuştur.[86]
Denizli'nin pamukluları gerek Selçuklu ve Beylikler gerekse Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında oldukça gözde ürünlerdi. Mehmet Neşri'nin Kitab-ı Cihannüma adlı eserinde, Yıldırım Bayezid'e kızını vermek isteyen Germiyanoğlu'nun ishak fakih adlı bir elçi aracılığıyla gönderdiği hediyeler arasında yer alan "Tonuzlu'nun alemli ak bezleri'nin altın ve gümüşten daha değerli tutulduğunu belirtmektedir.[87]
XVI. yy.da Denizli’de üretilen tekstil ürünlerinin en ünlülerinden birinin de, kadınların başlarına örttükleri bir tür peçe olan "eyazi" olduğu anlaşılmaktadır. Bu dokumaların üretildiği eyazihane'nin hassa ayrılmış olan yıllık geliri 1700 akçe olarak kaydedilmektedir[88]
1640 tarihli bir narh defterindeki bazı kayıtlardan, Denizli'nin, o tarihlerde daha çok astar olarak kullanılan bir tür bez olarak bilinen "beyaz boğası”sının İstanbul'daki satış fiyatı saptanabilmektedir. Bu kayıtlara göre, "boyu 8 zıra, eni 1 zıra 2 rub" olan Denizli Bogası'sının zıra'ının 25 akçe olduğu öğrenilmektedir.[89]
1671'lerde Denizli'yi ziyaret eden Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de şu bilgilere rastlıyoruz:
"Ve memduhatından pembesi ve pembe ipliği ve beyaz ve rakik ve nazif sadelik bezi Acem bezlerinden latif olur. Nice bin yük bezi Rum vilayetine müstevli olur. Başka bezirgânları vardır ve cem'i halkının kör kısbeleri beyaz bezdir." [90]
Evliya Çelebi, Denizli'de tekstil sanayiinin oldukça önemli yer tuttuğunu bunun, Denizli halkının en önemli geçim kaynakları arasında bulunduğunu böylece kaydederken çarşıdaki Bedesten (Bezzazistan)’ın bu ürünlerin toplanıp satıldığı bir merkez olduğunu da belirtmektedir.[91]
Buraya kadar XVIII. y.y.a değin Denizli'deki tekstil sanayiinin nasıl bir aşama geçirdiğini kısaca belirtmeye çalıştık. Görülmektedir ki, bu geleneksel uğraş, çağlar boyunca yörede önemini korumuştur. Acaba incelediğimiz dönem içerisinde tekstil sanayii aynı derecede önemli bir iş kolu olarak varlığını sürdürmekte midir? Yoksa o eski parlak çağların ardından bir gerileme sürecine mi girmiştir.
Konuyla ilgili derli toplu bir çalışmanın şimdiye değin yapılmamış olması, bu sorulara kesin bir cevap vermemizi güçleştirmektedir. Bizim, şer'iye sicillerine ve Denizli'ye ait kısıtlı literatüre bağlı kalan incelememiz yeterli olmamakla birlikte, sınırı da olsa bazı noktaları aydınlatacağı düşüncesindeyiz.
Denizli Şer’iyye Sicilleri ne yazık ki, XVIII. Yüzyılın sadece belirli bir bölümüne ışık tutabilmektedir. Ancak, diğer bazı yakın bölgelere ait olan ve günümüze kadar ulaşbilen bazı sicil defterlerinde az da olsa bazı bilgilere ulaşmak mümkün olabilmaktedir. Örneği, Isparta Şer’iyye Sicillerine ait olan ve dokumacılıkla ilgili önemli bilgiler içeren şu belge XVIII. Yüzyılın başlarıyla ilgili durumun anlaşılmasına yardımcı olabilir.
“...Niğde’den, Adana ve Larende ve Yarengüme ve Denizli ve Ağrus ve Burdur Eğridir ve Barla ve Uluborlu ve Yalvaç ve....ve.....kadılarına:
Dokumaların eni, boyu ve evsafı hakkında nizam fermânı:
İşbu vilayatta vâki bogasıcı esnafı südde-i saadetime arzuhal edüb: kadimü’l eyyamdan nefs-i Isparta ve Ağrus ve Burdur ve Eğridir ve Barla Keçiborlu ve Uluborlu ve Yalvaç kazalarında işlenüb tüccar yedile füruht içün gelen (Donluk) tâbir olunur bogasının tûlü 9 zirâ ve arzı 1 zirâ ve bir rub’u ve laranî tâbir olunur astarın tûlû 10,5 zirâ ve arzı 1 zirâ, reçine dülbendinin tûlû 10,5 zirâ ve arzı bir zirâ bir rub’u olub ve Uluborlu kazasında işlenilen Balta Sapı astarının tûlü 12 zirâ ve arzı bir zirâ ve Denizli ve Yarengüme kazalarında Buldan ve Kadıköyü ve Karacasu nâm karyelerde işlenen donluk bogasının tûlü 8 zırâ ve arzı 1 zirâ 2 rub’u ve Keragare kazasında köprü donluğunun tûlü 10,5 zırâ ve arzı 7 rub’u ve Larende’de işlenen bogasının tûlü 24 zirâ ve arzı 1 zirâ 1 rûb’u ve Adana ve Niğde ve Kayseriyye ve Bor kazalarından gelen sencan astarının tûlü 21 zirâ ve arzı 1 zirâ olub kadimü’l eyyamdan bu minvâl üzere işlenüb nizam verilüb ve bu tarafa geldikde bunlar dahi iştirâ ve ibadullaha bey’ edüb bu anâ değin noksanı zâhir olmamış iken taht-ı kazanızda vâki hamdest kimesneler peydâ ve nizâmı kadime mugayir noksanları zâhir olur ise kethüda ve yiğitbaşıları marifetiyle ahz ve şer’ile cezaları tertib olunmak içün emr-ü şerifim rica ve sâdır olmuşdur....1126 (1714) [92]
XVIII. yy.da Osmanlı Devleti’nin girdiği büyük ekonomik buhran 1770-1810 arasında kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Osmanlı ekonomik sistemi bu yüzden ihracat üzerindeki kontrol ve kısıtlamalarını artan bir şekilde sürdürmüştür. Ama fiyat mekanizması, bu malların üretimini etkilemekten geri kalmamıştır. Pamuk, iplik, ipek, boya maddeleri ve zeytinyağı gibi sınaî hammadde üretiminde yüzyıl boyunca büyük artış olmuştur. Sınaî hammadde üretimi ile birlikte, aynı oranda olmasa da, kırsal sanayide de bazı kıpırdanmalar görülmüşse de artan vergilerden kaçmak isteyen üretici kırsal bölgelere doğru yönelmiştir. Ancak devletin tutumu son derece sert olmuş, bu yeni eğilime öngörülen cezalar %200 ağırlaştırılmıştır. Birçok hallerde maların müsaderesi, iş yerinin yıkılması, çalışanların kürek cezasına çarptırılması gibi son derece ağır yaptırımlar konulmuştur.[93]
1792 yılında gönderilen bir Emri-i Ali'den anladığımız kadarıyla, Manisa, Tire ve çevresindeki kazalarda üretilen bazı kumaşlardan alınan vergiler yeniden düzenlenerek, "Şurut-u Nizam-ı Cedid"e uyulması istenmektedir.[94] 18 Aralık 1792 tarihli bu belge bizi o tarihlerde Anadolu'daki penbe üretim merkezlerini göstermesi bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Anlaşılıyor ki, Tire ve Manisa ile birlikte Denizli, XVIII.yy'nın sonlarında yalnızca yöresel ihtiyaçları değil, İzmir ve Siroz üzerinden ihraç ettiği bu ürünleriyle diğer şehirlerin taleplerine de cevap verebilmektedir.[95] Ancak, daha önce fiyat hareketlerini irdelerken, yaptığımız tahminde dışarıdan talep olmaması yüzünden bogasının fiyatının fazlaca artmadığını düşünmüştük. Bu durumda geriye tek ihtimal kalmaktadır ki, o da Avrupa kaynaklı kumaşların Osmanlı pazarında daha çok tutulur hale gelmiş olmasıdır. Bunu İstanbul, İzmir, Kahire gibi büyük Osmanlı şehirlerine görebilmek olasıdır. Ancak durum Anadou'da da böyle midir? Yani Avrupa kaynaklı tekstil ürünlerine orta büyüklükte veya küçük sayılabilecek taşra şehirlerine kadar girebilmiş midir? Bu soruya Denizli Şer'iye sicillerinde rastladığımız sakızlı bir Rum tüccaden terekesindeki mallara bakarak bir ölçüde cevap verebileceğimiz düşüncesindeyiz. Yorgi adlı bu tüccar ticaret için geldiği Denizli'de Sürüoğlu Hanı'nda 1779 tarihinde olmüştür. Terekesinde ise İngiliz, Fransız ve Hollanda malı tekstil ürünlerinin fazlalığı dikkati çekmektedir.[96]
Bu dönemde tekstille ilgili iş alet ve makineleri, esnafın koayca satın alabileceği kadar ucuzdu. Esnafın gelir düzeyine göre pahalı sayılan bina ve sabit tesislerin çoğu devlete veya vakıflara gitti. [97]Örneğin 1779'da bir Dokuma tezgâhı 5 guruş'a satılıyordu. [98]Bu tezgâhlar Karcı Köyünde ceviz ağacından üretiliyordu. Kumaşların satıldığı Bedesten (Bezzazistan) ise, Gedik Ahmet Paşa vakfına aitti. Kira bedelleri çok yükseklere çıkmıyordu. Tüm bunlar üretimi olumlu yönde etkileyen faktörlerdir.
Bununla birlikte, yabancı kaynaklı tekstil ürünlerinin Osmanlı pazarına girişiyle birlikte el tezgâhlarında üretilen ve gerek kalite gerekse çeşit bakımından bu mallarla rekabet edemeyen yerli dokumaların eskisi kadar rağbet bulmamasına neden olmuştur. Denizli gibi dokumacılıkta söz sahibi bir Anadolu kentinde bile Hollanda, İngiliz ve Fransız tekstil ürünlerinin alıcı buluyor olması bir ölçüde bize, halkın zevklerindeki değişmeyi de yansıtmaktadır.
Dokumacılıkla ilgilenen, bu işin ticaretini yapanlar içinde Denizli'nin belirli bir mahallerinde oturan Gayrimüslimler de bulunmaktaydı. Şehrin, Acem Mahallesi denilen bölümünde bir Ermeni topluluğunun yaşadığı, bunların dokumacılık ve boyacılık gibi işlere uğraştıkları anlaşılmaktadır.). İran'dan göçen Ermeni'lerin yerleştiği bu bölge Zımmiyan mahallesi olarak da anılmaktadır.
Kayalık, Değirmenönü ve Fesligan Mahallelerinde oturan müslüman halk arasında da dokumacılık yapanlar bulunmaktadır[99]Bununla birlikte bu işle ilgilenenler daha çok köylerde ikamet eden ve ikincil bir gelir kapısı olarak yapanlar olmalıdır. Kırsal olanda, özellikle tarımın yeterince gelir getirmediği köylerde el dokumacılığının daha yaygın olduğu bilinmektedir[100]Dokumacılıkta geçinen Karcı, Manastır, Saruhan, Çakmak ve Güvençlik köyeri bu özelliklerini günümüze değin sürdürmüşlerdir.[101]
SONUÇ
Denizli XVIII. yy. başlarında (1702/1703) büyük bir deprem geçirmiş ve rivayete göre 12.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Söz konusu yüzyıl boyunca yoğun imar faaliyetlerine sahne olan şehirde pek çok dini ve sosyal yapı tamir edilmiş, pekçokları da yeniden inşa edilmiştir. Gerek hayırseverler gerek vakiflar gerekse halkı tarafından inşa veya tamir edilen yapılar arasında pek çok cami, mescid, medrese ve hamam yer almaktadır. Şehirde, defalarca tamir görerek ayakta kalabilen Kurşunlu Camii, Ulu Camii, Akhan ve Bedesten gibi binalar incelediğimiz dönemdeki Denizli’nin silüetini oluşturan önemli yapılardandır.
Aslında Osmanlı devrinde şehrin gelişimini üç dönemde incelemek gerekir. Birincisi 16. ve 17 yy’ları içeren dönemdir. Bu dönemde genellikle kale etrafında kurulmuş olan mahallelerin sayısı 20-22 civarındadır. Ahi-Toy, Carullah, Abdülkuddüs gibi halkın saygın gördüğü bazı kişilerin adlarını taşıyan veya çemaatini oluşturdukları camiin ismini alan (Kürekçiler, Debbağlar gibi) bu mahallelerden pek çoğu 18.yy.da da varlığını sürdürmüştür.
Mahallelerin gelişiminde görebildiğimiz ikinci dönem 18.yüzyılı içermektedir. Yüzyılda büyük bir depremle giren Denizli’nin bazı mahallelerinin terkedilip, yeni yerleşimlerin oluştuğu bu dönem 1830’a değin uzanmaktadır.
18.yy’nın son çeyreğinden itibaren takip edebildiğimiz Denizli Şer’iye sicillerinde varlığını saptadığmız 26 mahalleden 7’si bu dönemde kurulmuştur. Bunlar, Horsalas, Değirmenönü, Kayalık Şeyhler, Yorgan Battı, Delikliçınar ve Fesligan’dır. 19.yy.dan itibaren aralarında katılanlarla birlikte sayıları daha da artmıştır.
İncelediğimiz dönemde Denizli, klasik Osmanlı idare teşkilatindaki birimlerden, bir kaza merkeziydi. Kaza idari anlamda Voyvoda, şer’i anlamda kadı tarafından yönetilmekteydi. Bu dönemde voyvoda kaza yönetiminde tartışmasız en önde gelen kişiydi. Bölge halkından vergi toplanmasından, asayişin sağlanmasına kadar pek çok işi üstlenen voyvoda, genellikle ayandan seçilirdi. 1775-1817 yılları arasında Denizli’de 12 voyvoda görev yapmıştır. Bunların zaman zaman halka kötü davrandıkları ve fazladan vergi aldıkları görülmektedir. Özellikle Esseyyid İsmail Ağa, halktan kanuna aykırı olarak toplam 306 kese 105 guruş gibi önemli miktarda vergi ve harc toplanmıştır. Voyvodaların bu gücü nereden aldıkları sorusunun yanıtı kadılık kurumundaki bozulmada yatmaktadır.
XVIII. yy.da Timar sisteminin iyiden iyiye bozulması, yeni ortaya çıkan Malikâne ve iltizam uygulamalarının derde çare olmayıp, aksine yeni bir takım grupların güçlendirilmesine zemin hazırlanması, merkezin gücünün azalarak taşrada adem-i merkeziyetçi bir yapılanmanın oluşması, ayan, mütesellim ve voyvodalar karşısında kadıların mali görevleri ve asayış konusundaki idareci rollerinin yavaş yavaş erimesine yol açmıştır.
Osmanlı Sosyo-Ekonomik yaşamında önemli bir yere sahip olan vakıflar Denizli’de incelediğimiz dönemde de etkinliklerini sürdürmektedirler.
Denizli ilkçağlardan başlayarak tekstil ürünleriyle haklı bir ün kazanmıştır. İbn-i Batuta ve Evliya Çelebinin de hayranlıkla bahsettiği bu ürünler XVIII yy. da üretilmeye devam edilmiştir. Ancak, artık bu dönemde eski parlak günlerini geride bıraktığı ve bir duraklama devrine girdiği anlaşılmaktadır. Dış pazarları daralan Denizli dokumaları, aynı dönemde Osmanlı ülkesine giren Avrupa mallarıyla rekabet etmekte oldukça zorlanmıştır. Halkın zevklerindeki değişmeler ve belki de bazı kesimlerin gelir seviyesindeki yükselme yabancı kumaşlara olan talebi arttırmış olabilir. İstanbul, Kahire ve İzmir gibi büyük şehirlerde bu durum olağan karşılanabilirken, Denizli gibi orta büyüklükteki bir Anadolu şehrinin hele hele dokumacılığın önemli bir gelir kaynağı olduğu bir kentte Hollanda, İngiliz ve Fransız kumaşlarının alıcı buluyor olması düşündürücüdür.
Şehirde en önemli uğraşılardan bir diğeri kök-boyacılıktır. Dokumacılık sanatıyla yan yana yürütülen bu uğraş, yörede yetişen bazı bitkilerden köklerinden elde edilen boyaların Denizli çevresinde bol miktarda bulunan, mineral zengini sıcak su kaynaklarından da yararlanılarak iplik boyamada canlı ve eşi az bulunur renklere ulaşılmasını sağlamış, bu sayede kök-boyacılık yörenin en önemli gelir kaynakları arasında yer almıştır.
· Yrd. Doç. Dr., ADÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü- AYDIN.
[1] Yuzo Nagata; Tarihte Âyânlar Karaosmanoğulları Üzerine Bir İnceleme, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1997, s. 8. Nagata, eserinde XVIII ve XIX. Yüzyıl Manisa şer’iyye sicil defterlerinden 100 adedini incelemiştir.
[2] Nagata, a.g.e., aynı yerde.
[3] Turan Gökçe, XVI. ve XVII. y.y.’larda Lazıkkıyye (Denizli) Kazâsı, (Doktora Tezi), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İzmir, 1994, s. 69 vd.
[4] Gökçe, A.g. Tez, s. 70
[5] Gökçe, A.g. Tez, s. 71
[6] Denizli Şer’iyye Sicili (D.Ş.S), 673/74, 672/82
[7] Köy sakinlerinin devecilikle geçindikleri sicillerden anlaşılmaktadır. Bkz. D.Ş.S. 671/6.
[8] Şükrü Elçin, , “Denizli Dokumacılığı Üzerine Notlar”, Türk Etnoğrafya Dergisi V (1962) s. 5-8
[9] D.Ş.S. 70/11, 670/42, 670/81
[10]Özer Ergenç;- “Salnamelerle İzmir” 1885-1985 Türkiye Ekonomisinin 100 yılı ve İzmir Ticaret Odası Sempozyumu Bildirileri, s. 21. Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, İstanbul, 1985, s. 91, 92; Tuncer Baykara, “Denizli”, DVİA (Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi), C. 9, s. 157-158 ; Aynı yazar, Aydın Eyâleti, (XIX. Yüzyılda), (İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayımlanmamış Lisans Tezi), İstanbul, 1966, s. 56 vd.
[11] D.Ş.S. 670/4, 673/25, 673/109
[12] D.Ş.S., 670/4, 670/14, 673/25, 673/109
[13] Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Durumları, Ankara, 1991, s. 148.
[14] D.Ş.S.-670/4, 670/14, 673/25, 673/109...
[15]D.S.Ş. 670/94, 672/1, 672/30, 672/45, 672/106, 672/131, 672/131 A, 673/50, 673/135, 673/187, 673/198
[16]D.Ş.S., 67.3/50.
[17]Darıverenli, “Denizli Çarşısı” İnanç, Sayı 7 1943 s.3
[18]F. Akça Akçakoca, “Denizli’nin Eski Mahalle ve Köy Adları”, İnanç,-Sayı 7 1944. s. 15-16
[19] 1830-1831 Nüfus sayımının Denizli ve çevresini ilgilendiren kısmı Mektubî hulefasından Ârif Efendi tarafından yapılmıştır. Bu sayımın sonuçlarına göre Denizli’de 7487 İslâm, 358 Reaya olmak üzere toplam nüfus 7845’tir. Honaz, 2502 İslam, 65 reaya, Ezine-i Lazkiye 5652 İslâm, 155 Reaya, Ezine-i Cıharşamba, 4254 İslâm, 7 reaya, Gököyük ise 1843 İslâm nüfusu barındırmaktadır. Enver Ziya Karal, Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831, T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1997, s.206.
[20] D.Ş.S., 670/55, 670/96, 670/101, 670/123, 672/28, 673/25, 673/155, 673/209. Turan GÖKÇE, “1830 Genel Nüfus Sayımı Sonuçları’na Göre Denizli Şehri Nüfusu Hakkında Bir Değerlendirme”, T.İ.D., Sayı: VI., s:176-177, (1994)
[21]Besim Darkot, “Denizli”, İ.A.. s. (1944) s-4
[22]D.Ş.S,671/39,671/36, 671/59, 671/79, 672/57, 672/51, 671/40
[23] D.Ş.S. 671/39
[24] D.Ş.S 671/36
[25] D.Ş.S. 671/79
[26] D.Ş.S. 671/59
[27] D.Ş.S. 671/51
[28] D.Ş.S 671/40
[29] D.Ş.S 673/105
[30] D.Ş.S 671/40
[31] D.Ş.S 671/51
[32]D.Ş.S 671/84
[33]D.Ş.S 671/77
[34]D.Ş.S.671/77
[35]A. Ulvi Darıverenli, “Denizli Çarşısı” İnanç, 1994. s. 71-90
[36] Darıverenli, a.g.m., s.71
[37]D.Ş:S. 671/24,671/14
[38] Gökçe, a.g.tez. s.172
[39]B.k.z., Faroqhi, Osmanlı’da Kentler ve Kentliler, (Çev. Neyyir Kalaycıoğlu) s.35, İstanbul, 1993.
[40] Faroqhi, a.g.e. Tablo 4 , s.54
[41] Evliya Çelebi, Seyahatname, IX, s. 192
[42] Salname-i Vilayet-i Aydın, 1307, I, s. 605., 1317, s. 301.
[43]Darıverenli, a.g.m., s. 71.
[44]Yücel Özkaya, XVIII. yy’da Osmanlı Kurumları ve Osmanlı Toplum Yaşantısı Ankara 1982, s.200,.
[45] Baki ÇAKIR, Osmanlı Mukataa Sistemi (XVI-XVIII. Yüzyıl), Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2003, s. 128.
[46] ÇAKIR, a.g.e., s. 129.
[47]ÇMusa ÇADIRCI, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Durumları,. s.29. Anakara 1991
[48]Çadırcı, a.g.e. s. 29.
[49] ÇAKIR, a.g.e., s. 129.
[50]Örnegin, Soma voyvodasi Gümüş Hacı Osman Ağa, Denizli’de de görev yapmıştı. D.Ş.S. 673/25
[51]Yücel Özkaya, Osmanlı İmparatorluğun’da Ayanlık, Ankara 1977. Bekir Sıtkı Baykal, “Ayanlık Müessesesi’nin Düzeni Hakkında Belgeler”, Belgeler c.1 s.2. Ankara 1965
[52]D.Ş.S. 672/114
[53]D.Ş.S.673/77
[54]D.Ş.S. 671/133
[55]İlber OrtaylI, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı, Ankara 1994, s.72
[56] Denizli Voyvodası Tavaslı Osman Ağa, 1821 yılında patlak veren Ayvalık İsyanını bastırmakla görevlendirilmiş ancak çevre sancakların, kaptan paşanın ve Karaman valisi Behram Paşa'nın da yardıma koşmaları ferman buyurulmuştur. Bkz.Burhaniye şer’iyye sicilleri 1095 no’lu defter.
[57] D.Ş.S., 670/128
[58] D.Ş.S., 670/22
[59]D.Ş.S., 671/21
[60]D.Ş.S., 673/94, 673/112
[61]D.Ş.S. 673/94
[62] Emir Sultan Vakfı kuraları adıyla üç adet köy bulunduğu sicillerde kayıtlıdır. D.Ş.Ş. 671/13.
[63]D.Ş.S. 672/48, 671/56
[64] D.Ş.S. 672/28
[65]D.Ş.S. 671/56
[66]D.Ş.S. 670/129
[67]D.Ş.S. 670/70
[68]D.Ş.S, 671/133
[69]D.Ş.S. 671/134
[70]D.Ş.S. 672/28
[71] Rüşvan(Rişvan) Aşireti, XVI. Yüzyılda Malatya ile Maraş arasındaki bölgede yaylayıp kışlamakta idi. Bu dönemde aşirete bağlı cemaat sayısı 15 iken daha sonraki yüzyıllarda aşiretin büyümesine paralel olarak cemaat sayıları artmış ve bulundukları bu bölgeden Anadolu’nun değişik yerlerine ve hatta Rumeli’ne kadar yayılarak çeşitli köy ve mezraları yurt edinmişlerdir. Bkz. Faruk Söylemez; “Rişvan Aşireti’nin Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 12, Yıl: 2002, ss. 39-52.
[72]D.Ş.S.. 67114,672/115
[73]D.Ş.S. 672/121
[74]D.S.Ş. 671/27
[75]D.Ş.S. 671/27
[76]D.Ş.S. 671/24
[77]Faroqhi, a.g.e. tablo 4.
[78]D.Ş.S. 671/8
[79]D.Ş.S 671/8
[80]D.Ş.S. 671/8
[81]D.Ş.S. 673/112
[82]Malay,a.g.m.. s.315
[83]Malay, a.g.m., s.315.
[84]Malay, a.g.m s.318
[85]Dölen, a.g.e. s.3-4
[86]Tarhan Toker, Tarihte Denizli Dokumacılığı, İnanç, 82-89 30 Haziran 1944 s.8
[87]Mehmet Neşri, Kitab-ı Cihannuma I (yay. Faik Reşit Unat. M. Altay Köymen Ankara 1987, .,205
[88]Gökçe, a.g.tez. s.181
[89]Kütükoğlu, Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, s.131
[90]Seyahatname, IX. s.194
[91] Seyahatname, IX. s. 194/195
[92] Aktaran Zeki Arıkan, XV-XVI. Yüzyıllarda Hamit Sancağı, İzmir, 1988, s. 212
[93]Genç, a.g.m. s.105/106
[94] D.Ş.S: 672/111
[95]D.Ş.S. 672/111
[96]D.Ş.S. 670/26
[97]Genç, a.g.m. s.107
[98]D.Ş.S. 670/26 (205
[99]D.Ş.S. 673/183,670/26,672/45,672/119
[100] Haluk Cillov, Denizli El Dokumacılığı Sanayii, İstanbul 1940 s.30
[101]Cillov, a.g.e. s.33

